<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Maranki - Şifalı Bitkiler</title>
	<atom:link href="http://www.ahmetmaranki.us/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ahmetmaranki.us</link>
	<description>Ahmet Maranki ile şifalı bitkiler ve hastalıkların tedavisi hakkında bilgiler.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Sep 2011 22:03:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Ahmet Maranki Şifalı Taşlar Kitabı Çıktı!</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/ahmet-maranki-sifali-taslar-kitabi-cikti</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/ahmet-maranki-sifali-taslar-kitabi-cikti#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 00:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Maranki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1274</guid>
		<description><![CDATA[Kozmik Bilim ekibi (KOBİK) aralıksız süren çalışmalarına bir kitap daha ekledi. Bu çerçevede “Yaşam Enerjisi” dizisinin altıncı kitabı olan “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” uzun çalışma ve emekler sonucu siz okuyucularla buluştu. Katıldığı televizyon kanallarında reyting rekorları kıran, kitapları milyonlar satan, konferanslarında çok büyük kalabalıklara hitap eden dünyaca ünlü bilim adamı, stratejik araştırmalar uzmanı, bitkilerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kozmik Bilim ekibi  (KOBİK) aralıksız süren çalışmalarına bir kitap daha ekledi. Bu çerçevede “Yaşam Enerjisi” dizisinin altıncı kitabı olan “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” uzun çalışma ve emekler sonucu siz okuyucularla buluştu.</p>
<p>Katıldığı televizyon kanallarında reyting rekorları kıran, kitapları milyonlar satan, konferanslarında çok büyük kalabalıklara hitap eden dünyaca ünlü bilim adamı, stratejik araştırmalar uzmanı, bitkilerin efendisi ve Kozmik Bilimci <strong>Ahmet Maranki</strong> ile igleroterapist, ekstrasens ve bioenerji uzmanı eşi Elmas Maranki çiftinin kaleme aldığı 5 ayrı kitapla başlayan “Sağlıklı Düşün, Sağlıklı Beslen, Sağlıklı Yaşa” süreci, bir bilinçlenme hareketine dönüştü.</p>
<p>Geçen 3 yıl süre zarfında binlerce kilometre yol kat ederek yurt içi ve yurt dışında yaklaşık 350 görüntülü konferans veren çift, sayısız kişiye yüz yüze, milyonlarcasına da televizyon, radyo ve yazılı medya aracılığıyla “Sağlıklı Düşün, Sağlıklı Beslen, Sağlıklı Yaşa” sloganıyla yaşam enerjisini artırmanın ilmi ve pratik yollarını anlattı.</p>
<p><a href="http://www.ahmetmaranki.us">Ahmet Maranki</a> &#8216;nin binlerce kişinin evine girmeyi başaran “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Bitkiler” kitabının ardından, insanları daha kaliteli bir yaşama yönlendirmek amacıyla oluşturulan “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” adlı kitabı hazırlayarak, “Yaşam Enerjisi” serisine, dünya ve Türk literatürüne bir kaynak eser daha kazandırdı. Bu kitap, taşlar dünyasının bugüne kadar bilinmeyen yönleriyle eskimez eserleri günümüzün teknolojisiyle birleştirip, dünle bugünü barıştırarak insanlığın hizmetine sunmuştur.</p>
<p>“Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” kitabında Türkiye’de bir ilk olarak astrolojiden piramitlere, piramitlerden kristallere, taşlardan renklere ve şakralara kadar hayatımızı etkileyebilecek önemli bilgilere yer veriyor.</p>
<p>Kitaba <a href="http://www.marankialisveris.com/store/ProductDetails.aspx?productId=85563">buradan</a> sahip olabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/ahmet-maranki-sifali-taslar-kitabi-cikti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı Tuz Tüketmek Hasta Ediyor</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/asiri-tuz-tuketmek-hasta-ediyor</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/asiri-tuz-tuketmek-hasta-ediyor#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Nov 2010 14:35:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1257</guid>
		<description><![CDATA[Aşırı tuz tüketiminin böbrek rahatsızlıklarından hipertansiyona birçok hastalığa davetiye çıkardığını vurgulayan Üstündağ şunları kaydetti: “Bizim vücudumuz ilk insana göre programlanmış. O sırada tuzlu yiyecek falan yok. Sabah uyanıyorsunuz, av peşinde koşuyorsunuz. Avladığınız ette ne kadar tuz varsa sadece o kadar tuzu alıyorsunuz. Günde sadece 2 buçuk gram tuz alınması gerekirken, Türkiye’de günlük kişi başı 18 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşırı tuz tüketiminin böbrek rahatsızlıklarından hipertansiyona birçok hastalığa davetiye çıkardığını vurgulayan Üstündağ şunları kaydetti:</p>
<p>“Bizim vücudumuz ilk insana göre programlanmış. O sırada tuzlu yiyecek falan yok. Sabah uyanıyorsunuz, av peşinde koşuyorsunuz. Avladığınız ette ne kadar tuz varsa sadece o kadar tuzu alıyorsunuz. Günde sadece 2 buçuk gram tuz alınması gerekirken, Türkiye’de günlük kişi başı 18 gram tuz alınıyor. Vücudumuz yoruluyor, suyla doluyor, böbreklerimize fazla yük biniyor.”</p>
<p>Doğal besinlerde var olan tuzun yeterli olduğunu, bunun dışında daha fazla tuz kullanımının sağlık açısından büyük sorunlar doğuracağının altını çizen Üstündağ, “Tuzsuz pişirilmiş bir tabak ıspanaktan bile günlük tuz ihtiyacımızı karşılayabilecekken, biz hala yemeklere tuz atıyoruz. Özellikle tansiyon hastaları, böbrek hastaları kesinlikle tuzlu yiyecek yememeli. Bu tür hastalıkları olan hastalarımızın, peynirleri dahi suda bekletip yemesi gerekir, turşuydu, ev salçasıydı bunlara dokunulmayacak” dedi. </p>
<p>“Finlandiya yaptı, felçler yüzde 80 azaldı”</p>
<p>Tuzla mücadelede toplumun her kesiminin önder ve destekçi olması gerektiğini ifade eden Üstündağ, Finlandiya’nın geçmişte topyekün bir hareketle tuzla mücadele ettiğini söyledi.</p>
<p>Finlandiya’da tuz kullanımının azaltılmasına bağlı bir çok hastalığın da önüne geçildiğini vurgulayan Üstündağ, şöyle konuştu:</p>
<p>“Finlandiya’da da 1950 yılında Türkiye kadar tuz tüketiliyordu. Devlet tuzla mücadeleyi vazife edindi. Gazeteler, sivil toplum kuruluşları destek oldu. O mücadele sonunda Finlandiya’da tuz tüketimi kişi başı ortalama 4 grama indirildi. Bu sayede Finlandiya’da felçler yüzde 80 azaldı. Bu önleyici sağlık hizmetlerinin de en güzel örneğidir. Çünkü tuzun neden olduğu hastalıkların tedavisi için ayrılan bütçeler devletler için büyük yük oluşturuyor.”</p>
<p>“Kurtulmak kolay”</p>
<p>Çok tuzlu yemeğin aslında yemeğin kusurunu kapatmak için yapılan bir yanıltma taktiği olduğunu savunan Üstündağ, “Lokantalara gidin en tuzlu yemeği yapan lokanta aslında en kötü yemeği yapan lokantadır. Çünkü tuzla yemeğin ayıbını kapatmaya çalışıyorlar. Sonra, yemek programlarını izliyoruz, (1 tutam karabiber, 1 tutam nane ama bolca tuz) diyorlar. İşte bunları dikkate almayalım, hayatımızdan bolca tuzu çıkaralım” diye konuştu.</p>
<p>Üstündağ, ayrıca tuzlu yemek sevenlerin bu alışkanlıklarından çok kolay kurtulacaklarını da belirterek, ağızda oluşan tuz reseptörlerinin 2 ayda bir yenilendiğini, 2 ay tuzsuz yemeye alışıldığında yenilenen reseptörlerinde artık tuz tadı istemeyeceğini kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/asiri-tuz-tuketmek-hasta-ediyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yürürken Cep Telefonu Kullanılmamalıdır</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/yururken-cep-telefonu-kullanilmamalidir</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/yururken-cep-telefonu-kullanilmamalidir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Nov 2010 14:45:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, hareket halindeyken cep telefonuyla konuşulmaması uyarısında bulunuyor. Araçlarda seyahat sırasında ve yürürken cep telefonuyla konuşan kişiler elektromanyetik radyasyondan 5 kat daha fazla etkileniyor. Elektromanyetik dalga açısından cep telefonlarının birinci derecede etkili olduğunu kaydeden Sakarya Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Çerezci, konuyla ilgili şunları söyledi: “Hareketsiz durumda 30 birim elektromanyetik dalga [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, hareket halindeyken cep telefonuyla konuşulmaması uyarısında bulunuyor. </p>
<p>Araçlarda seyahat sırasında ve yürürken cep telefonuyla konuşan kişiler elektromanyetik radyasyondan 5 kat daha fazla etkileniyor.</p>
<p>Elektromanyetik dalga açısından cep telefonlarının birinci derecede etkili olduğunu kaydeden Sakarya Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Çerezci, konuyla ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Hareketsiz durumda 30 birim elektromanyetik dalga yayan cep telefonu, hareket halindeyken 150 birime kadar varan elektromanyetik dalga oluşturabiliyor. Örneğin araçla hareket halindeyken yapılan görüşmede konuşmayı kesintisiz devam ettirebilmek için cep telefonu yüksek güçte çalışıyor. Yüksek güçte çalışması demek daha fazla elektromanyetik dalga salınması demek. Hareket halindeyken yapılan görüşmede 4 veya 5 kat daha fazla elektromanyetik radyasyona maruz kalınıyor.”</p>
<p>Çerezci, araçta cepten konuşma yapılmamasını, iletişimin mesajlaşarak yapılmasının faydalı olacağını kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/yururken-cep-telefonu-kullanilmamalidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalbinizi Korumak İçin D Vitamini</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/kalbinizi-korumak-icin-d-vitamini</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/kalbinizi-korumak-icin-d-vitamini#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2010 14:54:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1266</guid>
		<description><![CDATA[D vitamini bazı açılardan normal dışı vitamin olarak görülür. D vitamini sentezlenmesi için ultraviyole ışığına maruz kalınması gereklidir ve bu genetik faktörler, ten rengi ve güneşe maruz kalma süresine bağlı olarak değişir. D vitamini bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasını ve sağlıklı olmasını sağlar, kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi ciddi sağlık problemlerine vücudu korur. D vitamini yaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>D vitamini bazı açılardan normal dışı vitamin olarak görülür. </p>
<p>D vitamini sentezlenmesi için ultraviyole ışığına maruz kalınması gereklidir ve bu genetik faktörler, ten rengi ve güneşe maruz kalma süresine bağlı olarak değişir.</p>
<p>D vitamini bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasını ve sağlıklı olmasını sağlar, kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi ciddi sağlık problemlerine vücudu korur.</p>
<p>D vitamini yaz aylarında gerekli ölçülerde vücut tarafından üretilebilmektedir. Ancak güneşin etkisini kaybettiği kış mevsiminde gerekli miktarda alınmasına dikkat edilmelidir.</p>
<p>D vitamini içeren besinlerin yetersiz kaldığı durumlarda besin takviyelerine başvurulmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/kalbinizi-korumak-icin-d-vitamini/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamilelikte Karın Çatlaklarının Tedavisi</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/hamilelikte-karin-catlaklarinin-tedavisi</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/hamilelikte-karin-catlaklarinin-tedavisi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Nov 2010 15:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1251</guid>
		<description><![CDATA[Anne adaylarını bebeklerinin sağlığı ve rahat bir hamilelik geçirip geçirmeyecekleri doğal olarak oldukça fazla endişelendirmektedir. Hamilelik ikinci üç aylık döneme ulaştığında bu endişeler bir nebze azalır ve kozmetik konular daha fazla önem kazanmaya başlar. Bu konuların en başında gelen de kuşkusuz hamilelikte ortaya çıkması olası karın çatlaklarıdır. Gebelik bazı cilt değişikliklerine neden olabilir. Bu değişikliklerin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Anne adaylarını bebeklerinin sağlığı ve rahat bir hamilelik geçirip geçirmeyecekleri doğal olarak oldukça fazla endişelendirmektedir. Hamilelik ikinci üç aylık döneme ulaştığında bu endişeler bir nebze azalır ve kozmetik konular daha fazla önem kazanmaya başlar. Bu konuların en başında gelen de kuşkusuz hamilelikte ortaya çıkması olası karın çatlaklarıdır.</p>
<p>Gebelik bazı cilt değişikliklerine neden olabilir. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu hormonal değişimler ile ilgilidir. Yüzde görülebilen renk değişimleri, avuç içlerinde kızarıklık ya da kaşıntılı deri döküntüleri nispeten daha nadir görülürler.</p>
<p>Ciltte ortaya çıkan pembe beyaz renkli, yara izine benzeyen değişimlere stria gravidarum ya da gebelik çatlakları adı verilir. Tipik görüntüsü deride ufak ve fazla derin olmayan çöküntüler şeklindedir. Açık tenli kadınlarda pembemsi bir rengi olabilir. Esmer tenlilerde ise etrafındaki cilt bölümlerinden oldukça açık renkte, hatta gümüş rengindedir.</p>
<p>Ciltte bulunan kollajen adı verilen maddenin ayrılmasından dolayı görülürler. Ağrılı değillerdir ancak hafif bir kaşıntıya yol açabilirler. Hem mekanik gerilmeye bağlı olarak hem de hormonal nedenler ile ortaya çıkabilirler. En sık karnın alt bölümlerinde görülmekle birlikte kalçalarda, uyluklarda, memelerde ve hatta kollarda bile görülebilirler.</p>
<p>Çatlakların oluşmasında en önemli belirleyici faktör genetiktir. Siyah kadınlarda hemen hemen hiç görülmezken, Asyalılarda daha nadir görülür. Beyaz kadınların ise yaklaşık %75-90′ında değişik oranlarda karın ya da cilt çatlaklarına rastlanmaktadır. Bir başka deyişle annesinde ya da kız kardeşlerinde olan kadınlar çok büyük olasılıkla bu sorunla karşılaşacaklardır.</p>
<p>Karın çatakları genellikle son 3-4 ayda yavaş yavaş ortaya çıkarlar. Ancak bazı zamanlar son 3-4 haftaya kadar görülmeyip daha sonra belirebilirler. </p>
<p>Genetik dışında karın çatlakları için bir diğer risk faktörü de ani ve fazla kilo artışıdır. Hızla büyüyen karın ciltte gerilmeye ve elastikiyet kaybına neden olarak çatlak oluşumunu sağlayabilir. Bu nedenle dengeli ve ideal sınırlarda kilo alımı çatlak oluşumunu bir ölçüde engelleyebilir.</p>
<p>Ortaya çıkan çatlaklar doğumdan sonra ne yazık ki kaybolmazlar. Renk değiştirerek gümüş ya da sedef benzeri bir hal alırlar. Bazı kadınlar bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşırlar. Bazıları ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirilmiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır.</p>
<p>Karın çatlakları ve bunların önlenmesi doğal olarak kozmetik üreticilerinin de dikkatini çekmektedir. Bu amaçla üretilmiş pek çok ürün piyasada satılmaktadır. Ancak bunların çatlakları önlemedeki ve oluşmuş çatlakları gidermedeki etkinlikleri hala daha çok tartışmalıdır ve bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış bir ürün yoktur. Bununla birlikte kullanımlarının gelişmekte olan bebeğe ve anne adaylarına olumsuz bir etkileri de bulunmamaktadır.</p>
<p>Çatlakların önlenmesinde alınabilecek en iyi önlem cildin nemini korumaktır. Bu da dengeli ve sağlıklı bir beslenme ve yeterli sıvı alımı ile mümkündür. Gebelikte su tüketiminin önemi, çatlakların engellenmesinde de kendini göstermektedir. Dengeli beslenme ani ve gereğinden fazla kilo artışına engel olacağı için karın cildinin olması gerekenden daha fazla gerilmesini engeller. Bu ani gerilme çatlak oluşumunda önemli bir faktördür.</p>
<p>Duş sırasında karnın yumuşak bir sünger ya da fırça yardımı ile dairesel hareketler ile masaj yapar şekilde ovalanması da ciltteki kan dolaşımını hızlandırarak elastikliğinin korunmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Gebeliğin ikinci üç aylık döneminden başlayarak düzenli şekilde cildin nemlendirilmesi de alınabilecek bir diğer önlemdir. Bu amaçla piyasada satılan kozmetik ürünler kullanılabileceği gibi basit nemlendiriciler, bebe yağları ve badem yağı da kullanılabilir. Bunlar arasında badem yağı kötü kokusuna rağmen en etkili ürün gibi görünmektedir. Bu ürünlerin temel ortak özelliği cildin ani gerilmeye karşı dayanıklılığını arttırmalarıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/hamilelikte-karin-catlaklarinin-tedavisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baş Dönmesinin Sebepleri</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/bas-donmesinin-sebepleri</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/bas-donmesinin-sebepleri#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Nov 2010 15:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1263</guid>
		<description><![CDATA[İnsan dengesini iç kulak, göz, eklemlerdeki sinir lifleri, beyincik ve omurilik ile sağlamaktadır. Bu denge elemanlarından birinde ortaya çıkan bozulma; dengesizlik ya da baş dönmesi olarak kendini gösterir. Hastalar tarafından çok farklı şekillerde tanımlanabilse de, şikâyetler çoğunlukla üç grupta toplanır. Bunlardan ilkinde hasta vücudunun kontrolünü kaybettiğini hisseder, sendeler; ama mekân oryantasyonu yerindedir. Bu şikâyet ilaç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan dengesini iç kulak, göz, eklemlerdeki sinir lifleri, beyincik ve omurilik ile sağlamaktadır. Bu denge elemanlarından birinde ortaya çıkan bozulma; dengesizlik ya da baş dönmesi olarak kendini gösterir. Hastalar tarafından çok farklı şekillerde tanımlanabilse de, şikâyetler çoğunlukla üç grupta toplanır.</p>
<p>Bunlardan ilkinde hasta vücudunun kontrolünü kaybettiğini hisseder, sendeler; ama mekân oryantasyonu yerindedir. Bu şikâyet ilaç kullanımı veya beyin hastalıklarında olabilir.</p>
<p>İkincisi; başta hafiflik, bulutların üzerinde gezer gibi olma durumudur. Genellikle psikolojik durumla alakalı gibi görünse de altında kalp-damar ya da beyin hastalığı yer alabilir.</p>
<p>Son olarak da hareket ve dönme hissi, dış dünyanın kişinin çevresinde ya da kişinin uzayda dönüyor olması duygusudur. İç kulak patolojilerinin karakteristik özelliği olan bu tip baş dönmesine “gerçek vertigo” denir.</p>
<p>Gerçek vertigo ile dengesizlik ayırımı uygun testleri kullanarak doğru olarak yapılmalıdır. Çünkü dengesizlik her zaman iç kulağa bağlı değildir. </p>
<p>Baş dönmenizin süresi önemli</p>
<p>Baş dönmeniz 1 dakikadan az ise; benign pozisyonel baş dönmesi düşünülür. Yatakta aniden dönmek, ayakkabı bağlamak ya da arabanın altına eğilerek bakma gibi ani baş hareketleri, “otokoni” denilen küçük kemiksi kristalleri yerinden oynatarak yarım daire kanalına girmesini sağlar. Tedavide bu otokonileri eski yerine koymaya yönelik manevralar yapılır.</p>
<p>30 dakika – 24 saat arasında devam ediyorsa; ön planda “meniere hastalığı” akla gelmelidir. Bu durumda tipik triad (üçlü) çınlama, işitme kaybı ve baş dönmesi olmaktadır. Meniere hastalığında iç kulak sıvılarında (endolenf) basınç artışı oluşmaktadır.</p>
<p>Aniden oluşup 24 saatten 1 hafta kadar devam ediyorsa; denge siniri yangısı; yani viral nörinit akla gelmelidir ancak yine de beyin damar tıkanıklığı gibi ciddi rahatsızlıklar akıldan çıkarılmamalıdır.</p>
<p>Vakit kaybetmeden bir KBB uzmanına başvurun</p>
<p>Baş dönmesi için hangi tetkiklerin yapılacağı muayene ve kişilerin hastalığını ayrıntılı tarifi sonunda elde edilen bilgilere göre yapılır. Bu tetkikler arasında Odyometri, kulakla ilgili bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans (MR) tetkiki yapılabilir. Bu testlere bazı kan tahlilleri de eklenebilir. Vertigo, şiddeti azalmadan 1 haftadan daha uzun süre devam ediyorsa altında merkezi beyin sistemi ya da beyin ile ilgili durumlar akla gelmeli gerekli görülürse ileri görüntüleme yöntemlerine başvurulmalıdır.</p>
<p>Baş dönmesi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir</p>
<p>Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Altında iç kulak hastalığının dışında kan dolaşımı bozukluğu, nörolojik ve metabolik hastalıklar, alerji, travma ya da enfeksiyon yer alabilir. Ancak birçok baş dönmesi hastasında ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç, baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir.</p>
<p>Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü sağlam kulak; zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavisi “Epley manevrası” denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ise ilaç tedavisi kullanmak gerekir.</p>
<p>Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılması; yani ameliyat ile yapılmaktadır. İlaç tedavisine cevap vermeyen menierer hastalığında da kimi zaman ameliyat yapılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/bas-donmesinin-sebepleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sigarayı Bırakırken Kilo Alma Sorunu</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/sigarayi-birakirken-kilo-alma-sorunu</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/sigarayi-birakirken-kilo-alma-sorunu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2010 15:05:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1254</guid>
		<description><![CDATA[Ülkemizde 17 milyon kadar sigara içen kişi vardır ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını kaybettiği tahmin edilmektedir. Bu sayı trafik kazalarına bağlı ölümlerden 15 – 20 kat fazladır. Sigarayı bırakmak, kişinin sağlığında belirgin iyileşmeler sağlamakta, sigarayı bırakmayı takip eden ilk 20 dakika içerisinde vücudumuzda birtakım önemli ve faydalı değişiklikler olmaya başlamakta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde 17 milyon kadar sigara içen kişi vardır ve her yıl 100 bin kişinin sigaraya bağlı nedenlerle yaşamını kaybettiği tahmin edilmektedir. Bu sayı trafik kazalarına bağlı ölümlerden 15 – 20 kat fazladır. Sigarayı bırakmak, kişinin sağlığında belirgin iyileşmeler sağlamakta, sigarayı bırakmayı takip eden ilk 20 dakika içerisinde vücudumuzda birtakım önemli ve faydalı değişiklikler olmaya başlamakta ve sigara içilmediği yıllar boyunca devam etmektedir.</p>
<p>Sigarayı bıraktıktan 20 dakika sonra kan basıncı ve nabız sayısı normale döner, 12 saat sonra kandaki karbon monoksit düzeyi normal seviyesine düşer, 2 hafta – 3 ay sonra kalp krizi geçirme riskiniz azalmaya ve akciğer fonksiyonları gelişmeye başlar. 1 ay-9 ay sonra nefes darlığınız ve öksürüğünüz azalır, 1 yıl sonra kalp krizi geçirme riskiniz sigara içen birine göre yarı yarıya azalır.</p>
<p>Sigarayı bırakan bireylerde sıklıkla görülen şikâyetlerden biri kilo alımıdır. Sigara içenler sigara içmeyenlere göre daha az iştahlıdır. Bu durum sigara içenlerde yeterli ve dengeli besin seçimini de olumsuz etkilemektedir. Sigarayı bırakma ile birlikte özellikle psikolojik bağımlılığı olan bireylerde aşırı besin tüketimine eğilim görülmekte, kolay tüketilebilir ancak yüksek kalorili besin alımı artmaktadır. </p>
<p>Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 3 gün en zor dönemdir. Özellikle ilk günlerde sigara içme krizinden kurtulmak için aşırı yeme eğilimini önlemek amacıyla fiziksel açlıkla duyguların neden olduğu açlık arasındaki farkı öğrenmeye çalışmak çok önemlidir. Yapılan pek çok bilimsel araştırmada, sigara dumanındaki pek çok maddenin oksidan olarak etki gösterdiği, vücutta hücre hasarına neden olan ve bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen serbest radikal oluşumunu artırdığı bildirilmektedir. Bu nedenle sigara içenlerde vücudun savunma sisteminde antioksidan olarak görev yapan E, C vitaminleri ile A vitaminin ön maddesi Beta karotenin kandaki seviyeleri düşüktür.</p>
<p>Ayrıca, sigara içiminin bazı B grubu vitaminlerin düzeyini, özellikle de B12 vitaminini düşürdüğü de yapılan çalışmalarda bildirilmektedir.</p>
<p>Sigarayı bırakanlara öneriler</p>
<p>Sigarayı bırakma ile birlikte tat ve koku alma duyusu iyileştiği için besinlerinizi yavaş tüketerek her lokmanın keyfini çıkarın. Unutmayın ki sigarayı bırakmak ve sağlığınıza kavuşmak için en önemli neden kendinizsiniz. Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunması için esastır. Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır. Bu geçiş döneminde kilo kontrolünü sağlamak amacıyla; acıkıldığında ya da yeme ihtiyacı duyulduğunda tüketilecek besinlere dikkat edilmelidir.</p>
<p>Örneğin sıcak çikolata yerine süt içilmesi; tatlı yerine meyve yenilmesi, kalorisi yüksek kuruyemişler yerine kuru meyvelerin tüketilmesi tercih edilmelidir. Evde ya da işyerinizdeki çekmecede enerji yoğunluğu yüksek besinlerin bulundurulmaması, çay veya kahveyle birlikte sigara içilmesi istendiğinde taze sıkılmış meyve suyu ya da meyve özlü çayların tüketilmesi tercih edilmelidir. Yemek yerken, porsiyon büyüklüklerinin azaltılması, küçük kâse ve tabak kullanılması da kilo kontrolünün sağlanmasına yardımcı olacaktır. Sigarayı bırakan bireylerde savunma sistemini güçlendirmek ve oluşan serbest radikallerin vücuda verdikleri hasarın vücut tarafından onarılmasına yardımcı olmak amacıyla antioksidan vitaminlerden zengin sebze ve meyve tüketiminin arttırılması gerekmektedir. İmkânlar dahilinde her gün mevsiminde bol bulunan sebze ve meyvelerden en az 5 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.</p>
<p>Sigarayı bırakanlarda görülen bir diğer sorun kabızlık şikayetleridir. Kabızlık şikâyetlerinin azaltılması için, tam tahıl ürünleri ve kepekli ürünleri tercih etmek, kuru meyvelerden özellikle erik, incir ve kayısı tüketimini artırmak, posa içeriği yüksek olması nedeniyle sebze ve meyve tüketimini arttırmak önerilmektedir. Şikâyetlerin azaltılmasında haftada en az 3 kere yarım saat kadar tempolu yürümek veya sabah kahvaltıdan önce 15 dakika boyunca karın kaslarının çalışmasını sağlamak da yararlı olacaktır. Sigaranın vücutta neden olduğu toksik maddelerin atılabilmesi için en iyi kaynak sudur. Bu nedenle, her gün en az 2-2.5 litre (12-14 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/sigarayi-birakirken-kilo-alma-sorunu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antibiyotikler Yanlış Kullanılıyor</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/antibiyotikler-yanlis-kullaniliyor</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/antibiyotikler-yanlis-kullaniliyor#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2010 23:36:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1247</guid>
		<description><![CDATA[Gelişmiş ülkelerde antibiyotik kendine ancak 5. sırada yer buluyor. Türkiye’de 2005 ile 2009 yılları arasında bir milyar 100 milyon kutu civarında antibiyotik kullanılırken, ödenen para 8 milyar liraya yaklaştı. Fazla antibiyotik kullanımı mikropların hastalıklara karşı direnç kazanmasına ve tedavilerin zorlaşmasına da sebep oluyor. Yanlış kullanılan antibiyotikler ayrıca çevre kirliliğine de yol açıyor. Türk İç Hastalıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gelişmiş ülkelerde antibiyotik kendine ancak 5. sırada yer buluyor. Türkiye’de 2005 ile 2009 yılları arasında bir milyar 100 milyon kutu civarında antibiyotik kullanılırken, ödenen para 8 milyar liraya yaklaştı. Fazla antibiyotik kullanımı mikropların hastalıklara karşı direnç kazanmasına ve tedavilerin zorlaşmasına da sebep oluyor. Yanlış kullanılan antibiyotikler ayrıca çevre kirliliğine de yol açıyor.</p>
<p>Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği (TİHUD) Başkanı Prof. Dr. Erdal Akalın, “Antibiyotikleri, kullanılma nedeni olmayan hastalıklar için veya yanlış kullanmak bakterilerde bu ilaçlara karşı direnç gelişmesine yol açmaktadır. Eğer bu sorun ciddi bir şekilde ele alınmazsa ve antibiyotik kullanımı bu hızla devam ederse, bütün Avrupa antibiyotik öncesi dönemleri hatırlatan bir sonuçla karşı karşıya kalabilecektir. En basit bakteriyel enfeksiyonlar bile ölüme sebep olabilecektir.” diyor.</p>
<p>TİHUD Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal ise Türkiye’de kullanılan her 100 ilaçtan 20′sinin antibiyotik olduğunu söylüyor ve “Üst solunum yolu, grip, nezle, sinüzit, bademcik iltihabı, farenjit gibi enfeksiyonlarda ve romatolojik hastalıklarda antibiyotik kullanımı en sık rastlanan yanlışlardır. Yine doktor önerisi olmadan reçetesiz antibiyotik alımı da bir etkendir. Ayrıca, uygun olmayan, yeterli doz ve sürede kullanılmayan antibiyotikler de yanlış kullanıma yol açmaktadır.” şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Antibiyotikleri akılcı bir biçimde kullanmak gerekir.” diyor. İlaca erişimde Türkiye’nin önemli bir yol aldığını belirten Akdağ, en iyi tedavinin en az ilaçla yapılan tedavi olduğunu belirtiyor.</p>
<p>Akdağ, bu konuda vatandaşlara ve doktorlara önemli görevler düştüğünü aktarıyor. “Vatandaşlar, doktorlar kendilerine ilaç yazmadığında onları ilaç yazmaya zorlamamalıdır. Doktorlar antibiyotik yazmak için iki defa düşünmelidirler.” ifadelerini kullanıyor.</p>
<p>Antibiyotik ve Kemoterapi Derneği kurucu üyelerinden Prof. Dr. Semra Çalangu da antibiyotiklerin uygun kullanılmaması sonucunda doğada aslında mevcut olmayan bakterilerin ortaya çıkabileceğini, dirençli bakteriler gelişebileceğini, bunun bir çevre kirliliği olduğunu vurguluyor. Çalangu, bu durumun tamamıyla masum, antibiyotikleri hiç kullanmamış insanları etkileyebileceğini ifade ediyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/antibiyotikler-yanlis-kullaniliyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kemik Kırılmaları İçin Elma</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/kemik-kirilmalari-icin-elma</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/kemik-kirilmalari-icin-elma#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Nov 2010 18:30:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1243</guid>
		<description><![CDATA[Hemen herkesin sevdiği kek, börek, kurabiye gibi yüksek kalorili gıdalardan uzak durmanın formunuzu korumaktan daha önemli etkileri var. Bu gıdaların yerine meyve ve sebzeyi tercih ederek iskelet yapınızı daha sağlam bir hale getirebilirsiniz. Reuters’in haberine göre, Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden Lisa Langsetmo ve ekibi 50 yaş üstü bin 649 erkek ve 3 bin 539 kadın üzerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hemen herkesin sevdiği kek, börek, kurabiye gibi yüksek kalorili gıdalardan uzak durmanın formunuzu korumaktan daha önemli etkileri var. Bu gıdaların yerine meyve ve sebzeyi tercih ederek iskelet yapınızı daha sağlam bir hale getirebilirsiniz.</p>
<p>Reuters’in haberine göre, Kanada’daki McGill Üniversitesi’nden Lisa Langsetmo ve ekibi 50 yaş üstü bin 649 erkek ve 3 bin 539 kadın üzerinde yaptıkları çalışmada, denekler iki gruba ayrılarak bir gruba besin değeri yüksek, diğer gruba ise kalorisi yüksek gıdalardan oluşan bir diyet programı uygulandı.</p>
<p>Besin değeri yüksek diyet; meyve, sebze, tam tahıllar ve balıktan oluşuyordu. Yüksek kalorili diyet ise tatlı, cips ve işlenmiş et ürünlerini içeriyordu.</p>
<p>Sonuçta yüksek besin değeri içeren diyetle beslenen kadınlarda 10 yıl içinde herhangi bir kazaya bağlı olmaksızın gerçekleşen kemik kırılmalarının yüzde 14 oranında azaldığı görüldü.</p>
<p>Buna karşılık araştırmada yüksek kalorili diyet ile kemik sağlığı arasında herhangi bir bağ bulunamadı.</p>
<p>Uzmanlar, kemik kırılmaları tamamen önleyemese de meyve, sebze, balık ve tahıl gibi yüksek besin değerine sahip gıdaları tüketmenin sağlık açısından önemine dikkat çekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/kemik-kirilmalari-icin-elma/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mide Ağrısı</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.us/mide-agrisi</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.us/mide-agrisi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 27 Sep 2010 17:43:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.us/?p=1240</guid>
		<description><![CDATA[Mideniz mi ağrıyor? İşte mide ağrısı ve nedenleri ile ilgili bilmeniz gereken bazı bilgiler : Aşırı duyarlı bağırsak sendromu: Mideniz ağrıyor, kabız ve ishal var. Aşırı duyarlı bağırsak sendromunun nedeni bilinmemektedir, ancak stres, süt ürünleri, yağlı ve gaz yapan yiyecekler durumu daha da kötüleştirir. Aşırı duyarlı bağırsak sendromundan kaçınmak veya belirtilerini azaltmak için az yağlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mideniz mi ağrıyor? İşte mide ağrısı ve nedenleri ile ilgili bilmeniz gereken bazı bilgiler :</p>
<p>Aşırı duyarlı bağırsak sendromu: Mideniz ağrıyor, kabız ve ishal var. Aşırı duyarlı bağırsak sendromunun nedeni bilinmemektedir, ancak stres, süt ürünleri, yağlı ve gaz yapan yiyecekler durumu daha da kötüleştirir. Aşırı duyarlı bağırsak sendromundan kaçınmak veya belirtilerini azaltmak için az yağlı ve yüksek lifli yiyecekler yemeniz, hafif egzersiz yapmanız ve stresinize hakim olmayı öğrenmeniz gerekir.</p>
<p>Kadında doğurganlık sorunu. Şiddetli karın ağrınız var, hamilesiniz veya hamile olabilirsiniz. Bu tehlikeli olabilir, bu nedenle acil yardım isteyin. Adet kanamasından önce ve sonra görülen sıradan adet kramplarından farklı olan sürekli ağrı endometriyoz anlamına gelir. Karnınızın alt kısmında tek taraflı şiddetli ağrıyla birlikte ateş ve zaman zaman vajinal akıntı ise cinsel yolla bulaşan bir hastalığın (idrar sorunları bölümüne bakınız) belirtisi olabilir.</p>
<p>Diğer Nedenler</p>
<p>Gastroenterit, mide ekşimesi, idrar yolları enfeksiyonu, divertikülit, peptik ülser veya gastrit, böbrek taşı, apandisit, karından yaralanma, onikiparmak bağırsağı ülseri, peritonit, kolesistit, Crohn hastalığı, bağırsak tıkanması.</p>
<p>Kendiniz Ne Yapabilirsiniz</p>
<p>Şiddetli ve sürekli mide ağrınız varsa, kendi kendine tedavi yöntemlerine, özellikle de reçetesiz satılan ilaçlara ve müshillere güvenmemelisiniz. Öteki durumlarda şunları yapabilirsiniz:</p>
<p>* Hafif ağrılarda veya yediğiniz bir şeyin yol açtığı ağrılarda yudum yudum su içmeye ya da birkaç saat ufalanmış buz çiğnemeye çalışın. 24 saat su ve berrak sıvı için, katı yiyeceklerden uzak durun. Sonra sulu çorba ve ekmek ya da yulaf gibi mideye dokunmayan yiyeceklerle başlayın. Gaz çıkarmayı ve büyük abdest yapmayı engellemeyin, bunlar rahatlatır.<br />
* Dinlenin. Ateşe karşı reçetesiz satılan ilaçlardan alabilirsiniz.<br />
* Mide ekşimesinden kaynaklanıyorsa, mide ekşimesi bölümüne bakın.</p>
<p>Önlemler<br />
* Karın ağrısını öncelikle mide ve bağırsakları koruyarak önleyebilirsiniz. Et, mayonez, deniz mahsulleri (özellikle çiğ istiridye) ve kümes hayvanlarının gerektiği gibi buzdolabında saklanması sağlanmalıdır. Bu yiyecekler 2 saat dışarıda kaldığında sakın yemeyin.<br />
* Uzun süre devamlı aspirin veya iltihaba karşı steroid dışı ilaçlar alarak tahrişe yol açmayın. Aşırı alkol içmeyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.us/mide-agrisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

