Tam size göre 167 tane seçilmiş yazımız var.

Ahmet Maranki Şifalı Taşlar Kitabı Çıktı!

Kozmik Bilim ekibi (KOBİK) aralıksız süren çalışmalarına bir kitap daha ekledi. Bu çerçevede “Yaşam Enerjisi” dizisinin altıncı kitabı olan “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” uzun çalışma ve emekler sonucu siz okuyucularla buluştu.

Katıldığı televizyon kanallarında reyting rekorları kıran, kitapları milyonlar satan, konferanslarında çok büyük kalabalıklara hitap eden dünyaca ünlü bilim adamı, stratejik araştırmalar uzmanı, bitkilerin efendisi ve Kozmik Bilimci Ahmet Maranki ile igleroterapist, ekstrasens ve bioenerji uzmanı eşi Elmas Maranki çiftinin kaleme aldığı 5 ayrı kitapla başlayan “Sağlıklı Düşün, Sağlıklı Beslen, Sağlıklı Yaşa” süreci, bir bilinçlenme hareketine dönüştü.

Geçen 3 yıl süre zarfında binlerce kilometre yol kat ederek yurt içi ve yurt dışında yaklaşık 350 görüntülü konferans veren çift, sayısız kişiye yüz yüze, milyonlarcasına da televizyon, radyo ve yazılı medya aracılığıyla “Sağlıklı Düşün, Sağlıklı Beslen, Sağlıklı Yaşa” sloganıyla yaşam enerjisini artırmanın ilmi ve pratik yollarını anlattı.

Ahmet Maranki ‘nin binlerce kişinin evine girmeyi başaran “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Bitkiler” kitabının ardından, insanları daha kaliteli bir yaşama yönlendirmek amacıyla oluşturulan “Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” adlı kitabı hazırlayarak, “Yaşam Enerjisi” serisine, dünya ve Türk literatürüne bir kaynak eser daha kazandırdı. Bu kitap, taşlar dünyasının bugüne kadar bilinmeyen yönleriyle eskimez eserleri günümüzün teknolojisiyle birleştirip, dünle bugünü barıştırarak insanlığın hizmetine sunmuştur.

“Kozmik Bilim Işığında Şifalı Taşlar” kitabında Türkiye’de bir ilk olarak astrolojiden piramitlere, piramitlerden kristallere, taşlardan renklere ve şakralara kadar hayatımızı etkileyebilecek önemli bilgilere yer veriyor.

Kitaba buradan sahip olabilirsiniz.

Aşırı Tuz Tüketmek Hasta Ediyor

Aşırı tuz tüketiminin böbrek rahatsızlıklarından hipertansiyona birçok hastalığa davetiye çıkardığını vurgulayan Üstündağ şunları kaydetti:

“Bizim vücudumuz ilk insana göre programlanmış. O sırada tuzlu yiyecek falan yok. Sabah uyanıyorsunuz, av peşinde koşuyorsunuz. Avladığınız ette ne kadar tuz varsa sadece o kadar tuzu alıyorsunuz. Günde sadece 2 buçuk gram tuz alınması gerekirken, Türkiye’de günlük kişi başı 18 gram tuz alınıyor. Vücudumuz yoruluyor, suyla doluyor, böbreklerimize fazla yük biniyor.”

Doğal besinlerde var olan tuzun yeterli olduğunu, bunun dışında daha fazla tuz kullanımının sağlık açısından büyük sorunlar doğuracağının altını çizen Üstündağ, “Tuzsuz pişirilmiş bir tabak ıspanaktan bile günlük tuz ihtiyacımızı karşılayabilecekken, biz hala yemeklere tuz atıyoruz. Özellikle tansiyon hastaları, böbrek hastaları kesinlikle tuzlu yiyecek yememeli. Bu tür hastalıkları olan hastalarımızın, peynirleri dahi suda bekletip yemesi gerekir, turşuydu, ev salçasıydı bunlara dokunulmayacak” dedi.

“Finlandiya yaptı, felçler yüzde 80 azaldı”

Tuzla mücadelede toplumun her kesiminin önder ve destekçi olması gerektiğini ifade eden Üstündağ, Finlandiya’nın geçmişte topyekün bir hareketle tuzla mücadele ettiğini söyledi.

Finlandiya’da tuz kullanımının azaltılmasına bağlı bir çok hastalığın da önüne geçildiğini vurgulayan Üstündağ, şöyle konuştu:

“Finlandiya’da da 1950 yılında Türkiye kadar tuz tüketiliyordu. Devlet tuzla mücadeleyi vazife edindi. Gazeteler, sivil toplum kuruluşları destek oldu. O mücadele sonunda Finlandiya’da tuz tüketimi kişi başı ortalama 4 grama indirildi. Bu sayede Finlandiya’da felçler yüzde 80 azaldı. Bu önleyici sağlık hizmetlerinin de en güzel örneğidir. Çünkü tuzun neden olduğu hastalıkların tedavisi için ayrılan bütçeler devletler için büyük yük oluşturuyor.”

“Kurtulmak kolay”

Çok tuzlu yemeğin aslında yemeğin kusurunu kapatmak için yapılan bir yanıltma taktiği olduğunu savunan Üstündağ, “Lokantalara gidin en tuzlu yemeği yapan lokanta aslında en kötü yemeği yapan lokantadır. Çünkü tuzla yemeğin ayıbını kapatmaya çalışıyorlar. Sonra, yemek programlarını izliyoruz, (1 tutam karabiber, 1 tutam nane ama bolca tuz) diyorlar. İşte bunları dikkate almayalım, hayatımızdan bolca tuzu çıkaralım” diye konuştu.

Üstündağ, ayrıca tuzlu yemek sevenlerin bu alışkanlıklarından çok kolay kurtulacaklarını da belirterek, ağızda oluşan tuz reseptörlerinin 2 ayda bir yenilendiğini, 2 ay tuzsuz yemeye alışıldığında yenilenen reseptörlerinde artık tuz tadı istemeyeceğini kaydetti.

Yürürken Cep Telefonu Kullanılmamalıdır

Uzmanlar, hareket halindeyken cep telefonuyla konuşulmaması uyarısında bulunuyor.

Araçlarda seyahat sırasında ve yürürken cep telefonuyla konuşan kişiler elektromanyetik radyasyondan 5 kat daha fazla etkileniyor.

Elektromanyetik dalga açısından cep telefonlarının birinci derecede etkili olduğunu kaydeden Sakarya Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Çerezci, konuyla ilgili şunları söyledi:

“Hareketsiz durumda 30 birim elektromanyetik dalga yayan cep telefonu, hareket halindeyken 150 birime kadar varan elektromanyetik dalga oluşturabiliyor. Örneğin araçla hareket halindeyken yapılan görüşmede konuşmayı kesintisiz devam ettirebilmek için cep telefonu yüksek güçte çalışıyor. Yüksek güçte çalışması demek daha fazla elektromanyetik dalga salınması demek. Hareket halindeyken yapılan görüşmede 4 veya 5 kat daha fazla elektromanyetik radyasyona maruz kalınıyor.”

Çerezci, araçta cepten konuşma yapılmamasını, iletişimin mesajlaşarak yapılmasının faydalı olacağını kaydetti.

Kalbinizi Korumak İçin D Vitamini

D vitamini bazı açılardan normal dışı vitamin olarak görülür.

D vitamini sentezlenmesi için ultraviyole ışığına maruz kalınması gereklidir ve bu genetik faktörler, ten rengi ve güneşe maruz kalma süresine bağlı olarak değişir.

D vitamini bağışıklık sisteminin düzenli çalışmasını ve sağlıklı olmasını sağlar, kalp rahatsızlıkları ve kanser gibi ciddi sağlık problemlerine vücudu korur.

D vitamini yaz aylarında gerekli ölçülerde vücut tarafından üretilebilmektedir. Ancak güneşin etkisini kaybettiği kış mevsiminde gerekli miktarda alınmasına dikkat edilmelidir.

D vitamini içeren besinlerin yetersiz kaldığı durumlarda besin takviyelerine başvurulmalıdır.

Hamilelikte Karın Çatlaklarının Tedavisi

Anne adaylarını bebeklerinin sağlığı ve rahat bir hamilelik geçirip geçirmeyecekleri doğal olarak oldukça fazla endişelendirmektedir. Hamilelik ikinci üç aylık döneme ulaştığında bu endişeler bir nebze azalır ve kozmetik konular daha fazla önem kazanmaya başlar. Bu konuların en başında gelen de kuşkusuz hamilelikte ortaya çıkması olası karın çatlaklarıdır.

Gebelik bazı cilt değişikliklerine neden olabilir. Bu değişikliklerin büyük çoğunluğu hormonal değişimler ile ilgilidir. Yüzde görülebilen renk değişimleri, avuç içlerinde kızarıklık ya da kaşıntılı deri döküntüleri nispeten daha nadir görülürler.

Ciltte ortaya çıkan pembe beyaz renkli, yara izine benzeyen değişimlere stria gravidarum ya da gebelik çatlakları adı verilir. Tipik görüntüsü deride ufak ve fazla derin olmayan çöküntüler şeklindedir. Açık tenli kadınlarda pembemsi bir rengi olabilir. Esmer tenlilerde ise etrafındaki cilt bölümlerinden oldukça açık renkte, hatta gümüş rengindedir.

Ciltte bulunan kollajen adı verilen maddenin ayrılmasından dolayı görülürler. Ağrılı değillerdir ancak hafif bir kaşıntıya yol açabilirler. Hem mekanik gerilmeye bağlı olarak hem de hormonal nedenler ile ortaya çıkabilirler. En sık karnın alt bölümlerinde görülmekle birlikte kalçalarda, uyluklarda, memelerde ve hatta kollarda bile görülebilirler.

Çatlakların oluşmasında en önemli belirleyici faktör genetiktir. Siyah kadınlarda hemen hemen hiç görülmezken, Asyalılarda daha nadir görülür. Beyaz kadınların ise yaklaşık %75-90′ında değişik oranlarda karın ya da cilt çatlaklarına rastlanmaktadır. Bir başka deyişle annesinde ya da kız kardeşlerinde olan kadınlar çok büyük olasılıkla bu sorunla karşılaşacaklardır.

Karın çatakları genellikle son 3-4 ayda yavaş yavaş ortaya çıkarlar. Ancak bazı zamanlar son 3-4 haftaya kadar görülmeyip daha sonra belirebilirler.

Genetik dışında karın çatlakları için bir diğer risk faktörü de ani ve fazla kilo artışıdır. Hızla büyüyen karın ciltte gerilmeye ve elastikiyet kaybına neden olarak çatlak oluşumunu sağlayabilir. Bu nedenle dengeli ve ideal sınırlarda kilo alımı çatlak oluşumunu bir ölçüde engelleyebilir.

Ortaya çıkan çatlaklar doğumdan sonra ne yazık ki kaybolmazlar. Renk değiştirerek gümüş ya da sedef benzeri bir hal alırlar. Bazı kadınlar bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşırlar. Bazıları ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirilmiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır.

Karın çatlakları ve bunların önlenmesi doğal olarak kozmetik üreticilerinin de dikkatini çekmektedir. Bu amaçla üretilmiş pek çok ürün piyasada satılmaktadır. Ancak bunların çatlakları önlemedeki ve oluşmuş çatlakları gidermedeki etkinlikleri hala daha çok tartışmalıdır ve bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış bir ürün yoktur. Bununla birlikte kullanımlarının gelişmekte olan bebeğe ve anne adaylarına olumsuz bir etkileri de bulunmamaktadır.

Çatlakların önlenmesinde alınabilecek en iyi önlem cildin nemini korumaktır. Bu da dengeli ve sağlıklı bir beslenme ve yeterli sıvı alımı ile mümkündür. Gebelikte su tüketiminin önemi, çatlakların engellenmesinde de kendini göstermektedir. Dengeli beslenme ani ve gereğinden fazla kilo artışına engel olacağı için karın cildinin olması gerekenden daha fazla gerilmesini engeller. Bu ani gerilme çatlak oluşumunda önemli bir faktördür.

Duş sırasında karnın yumuşak bir sünger ya da fırça yardımı ile dairesel hareketler ile masaj yapar şekilde ovalanması da ciltteki kan dolaşımını hızlandırarak elastikliğinin korunmasına yardımcı olabilir.

Gebeliğin ikinci üç aylık döneminden başlayarak düzenli şekilde cildin nemlendirilmesi de alınabilecek bir diğer önlemdir. Bu amaçla piyasada satılan kozmetik ürünler kullanılabileceği gibi basit nemlendiriciler, bebe yağları ve badem yağı da kullanılabilir. Bunlar arasında badem yağı kötü kokusuna rağmen en etkili ürün gibi görünmektedir. Bu ürünlerin temel ortak özelliği cildin ani gerilmeye karşı dayanıklılığını arttırmalarıdır.

TopOfBlogs